ATSO ve KUTSO Başkanlarından Önemli Açıklamalar

ATSO ve KUTSO Başkanlarından Önemli Açıklamalar

Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası(KUTSO) Eylül Ayı Meclis Toplantısı, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası(ATSO) Başkanı Davut Çetin ve ekibinin katılımıyla gerçekleşti. Toplantıda ATSO ve KUTSO Başkanları ekonomi ve bölge ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Reklam
13 Eylül 2018 - 08:05
Reklam

KUTSO Meclis Başkanı Fahri Özen başkanlığında gerçekleşen toplantıya, KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Hüdavendigar Günay, ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Davut Çetin, ATSO Meclis Başkanı Süleyman Özer, ATSO Yönetim Kurulu Üyesi Zeki Erdoğan, ATSO Genel Sekreteri Vildan Demer, KUTSO Yönetim Kurulu ve Meclis Üyeleri katıldı.

Meclis toplantısında söz alan KUTSO Başkanı Murat H. Günay yaptığı konuşmada şöyle söyledi;

Sayın başkan, değerli meclis üyeleri, sayın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası(ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı değerli dostum, abim Davut Çetin ve ATSO’nun kıymetli yönetim kurulu üyeleri;

Kumluca Ticaret ve Sanayi Odasının Eylül Meclis toplantısında sizleri en iyi dileklerimle saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle 17 eylül pazartesi günü başlayacak olan 2018-2019 öğretim yılının öğrencilerimize, öğretmenlerimize, yöneticilerimize ve tüm milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün Muharrem ayının 1. Günü ve Hicri yılbaşı. Bu vesile ile tüm İslam aleminin Hicri yılbaşını kutluyor ve hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Yine buradan bir kutlama daha yapmak istiyorum. Kumluca’nın evladı, “geri vitesi olmayan pehlivan”, “Gara Çocuk” Orhan Okulu Tarihi Elmalı Yağlı Pehlivan güreşlerinde 6. Kez üst üste 1. olarak altın kemerin 2. Kez kalıcı sahibi olmuştur ve  bir imkansızı başarmıştır. Bu başarısı yüzyıllar boyu konuşulacaktır. Kendisini kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum. Bu arada bizlere unutulmaz bir yarı final müsabakası izleten İsmail Balaban ve Ali Gürbüz başpehlivanlarımızı da kutluyorum. Son yılların en çekişmeli mücadelesini yaptılar. Allah hepsine derman versin.

TURİZM HAZIRLIKSIZ YAKALANDI.

Yaz aylarının sonuna geliyoruz. Türkiye’de ve özellikle Antalya da muhteşem bir turizm sezonu yaşıyoruz. Rekorlar üst üste geliyor. Ekonominin zor günler geçirdiği bugünlerde turizm geldiği bu nokta bizler için bir moral, bir teselli oldu.

Biz de bölgemizde kendi çabalarımızla bu sektörden pay almaya çalışıyoruz. Son yıllarda da özelikle butik ve ekolojik turizmde epey mesafe kat ettik. Özellikle Kaş dünyanın önemli destinasyonlarından biri oldu.

Fakat son yaşadığımız Kurban Bayramı tatili, turizm konusunda daha alınacak çok yolumuz olduğunu bizlere açıkça gösterdi. Tüm tesislerimiz %100 doldu. Bir talep patlaması yaşadık. Fakat buna altyapı, lojistik ve eğitim olarak hazır olmadığımız her yönüyle ortaya çıktı. Özelikle gelişen turizm bölgemiz Adrasan’da bu sorunları fazlasıyla yaşadık. Bu sorunlar ve çözümleri için çok çalışmamız gerek. Kumluca Ticaret ve sanayi odası olarak sezon sonunda sektörün tüm paydaşlarıyla yapacağımız “Turizm Çalıştaylarıyla” sorunları masaya yatırıp çözüm önerilerimizi bir rapor haline getireceğiz.

EKONOMİDE MİLLİLEŞME LAFTA KALMAMALI.

Son yılların en büyük ekonomik krizlerinden biri ile karşı karşıyayız ve bu krizin maliyetinin azaltılabilmesi ancak atılacak doğru adımlara bağlı. Bu nedenle alınacak tedbirlerin sadece yerlilik ve millilik söylemlerinin arkasına saklanmaması ve ekonomik gerçeklerden kopuk olmaması gerekiyor. Çünkü bu kriz beraberinde yeni fırsatlar da getirebilir.

Krizi sadece Türk-ABD ilişkileri üzerinden okursak yanılırız. Asıl yapılması gereken ekonomimizi kırılgan kılan yapısal sorunların giderilmesidir, aksi takdirde bu tür krizlerin tekrar yaşanması her zaman için mümkündür.

Ülkemizde üretim maliyetlerini arttıran en önemli kalemler enerji ve yüksek teknoloji girdileri. En yerli dediğiniz üretiminizde bile pek çok kalemde -hem de en önemlilerinde- dışa bağımlıyız. Öncelikle bu açmazdan kurtulmamız gerekiyor.

Firmalarımız teknoloji transferleri gerçekleştirmeli, ARGE çalışmaları ve markalaşmaya önem verilmelidir. Yerli üretime destek yabancı mallara ek vergi koymakla olmaz; yerli üretimden alınan vergiler makul ve teşvik edici seviyelere inmeli ve dahası kamu kuruluşları da otomobilden kağıda, bilgisayardan yazılıma hemen her kalemde yerli mallarına öncelik vermelidir.

Tabii ki bu destek yapılırken halkın vergilerinin pahalı ve kalitesiz yerli üreticilere peşkeş çekilmesini kastetmiyorum. Üreticimiz de kaliteli ve makul fiyatlarla bu ilişkinin hakkını vermelidir. Yerlilik oranları kıstasına ileri teknoloji de dahil olmalıdır.

Yerli silah sanayii nasıl devlet desteği ile büyüyüp, gelişip ve dünya standartlarında üretim yapmaya başlamışsa diğer sektörlerde de bu başarı yakalanabilir.

ABD mallarının muadili Kore malları değil, Vestel-Beko ya da başka yerli markamız olmalıdır. Dolara ve dövize karşı güçlenmek ancak kaliteli ve yerli ucuz üretimle mümkündür.

Ve en önemlisi inşaata dayalı ekonomik büyüme modeli artık terk edilmeli, sürdürülebilir verimliliği olan alanlara kayılmalıdır.

HERKES TAŞIN ALTINA ELİNİ ATMALI.

Kriz yönetiminde de sadece halktan fedakarlık beklenmemeli, devlet ve büyük sermaye sahipleri de üstüne düşeni yapmalıdır. Devlet lükse kaçan tüketimden ve halkı büyük yük altında sokan ama getirisi tartışmalı yatırımlardan kaçınmalıdır.

İş dünyasına gelince; özellikle devlet eli ile zenginleşen iş adamlarımızın da taşın altına ellerini koymaları ve yap-işlet-devret modeli ile halka büyük yük olan kazançlarından bir miktar fedakarlık yapmalarını istemek herhalde çok olmasa gerek. “Kapı gibi sözleşmelerimiz var!” diyerek kimsenin kenara çekilme hakkı yok.

TL’deki ciddi değer kaybı ironik bir şekilde yabancı sermayenin de önünü açmaktadır. Üretim kalemlerinin önemli bir kısmı –hammadde ve işçi ücretleri- ciddi şekilde ucuzladı. Bu da Türkiye’yi yabancı sermaye açısından daha cazip bir hale getiriyor.

Demokrasi ve hukukun egemenliğini gösterebilir, ekonomimizi doğru parametreler üstüne oturtabilir ve doğru şekilde yönlendirebilirsek yabancı sermayenin daha hızlı bir şekilde gelmesini sağlayabiliriz. Tabii ki bu süreçten kârlı çıkmanın yolu sadece tüketen değil aynı zamanda üreten bir ekonomi modeline geçmekten geçiyor…

CARİ AÇIĞIN OLMADIĞI, GÜÇLÜ BİR EKONOMİYE İHTİYACIMIZ VAR.

Ekonomide çok ciddi bir dönüşüm gerekiyor. Ekonomi politikalarında radikal değişiklikler olmadıkça bu süreç uzun ve sancılı olacak. Önceliğimiz cari açık problemini çözmek olmalıdır. Cari açık, bir ülkenin “tasarruf açığını kapamaz” sadece ona “ürettiğinden fazla tüketme” imkânı sağlar. Dünyada en hızlı büyüyen “gelişen” ülkelerin hepsi “cari fazla” vererek bu başarıyı elde etmiştir.

Ekonomik kriz şu ana kadar fiyatlara çok yansımadı. İnsanlar o yüzden işin ciddiyetinde değil. Bu patlama olmadan da insanların alım gücü zayıftı. Zaten kısıtlı alım yapıyorlardı. Marketlerin, mağazaların işi çok kuvvetli değildi. Şimdi de esnaf, aman ben başı çekmeyeyim, belki kur iner, stoklarım var diyor ve tepki almayayım diye artışı şimdilik fiyatlara yansıtmıyor. Yani diken battı, yeri henüz şişmedi. Piyasada, marketlerde elde stok var.

Esas etkinin 9’uncu ve 10’uncu aylarda olacağına inanıyorum. Yani zamlar etiketlere eylül sonu, ekim başı gibi yansıyacak.”

Birçok müessesenin şu an para tahsil problemi var. Vade mevhumu ortadan kalkmış durumda. Piyasa kilitlenmiş vaziyette ve fiyatlandırma yapılamıyor. Doğalgaza gelen yüzde 14’lük zam, elektriğe gelen zam gibi henüz fiyatlara yansıtılmamış işler var. Bunlar da maliyetlere girecek. Üretimde en önemli kalemlerden biri olan ambalajların çoğu ithal ürünler. Bunlar hep dolar kuruna bağlı.”

TARIM PATLAMAYA HAZIR BOMBA GİBİ.

Tarım ürünleri malum. Maalesef ithalata bağımlı haldeyiz. Üretimle ilgili hiçbir önlem, planlama yok. Üretmeden olmayacağı belliydi. Çok iyi niyetle bugün yapılacak bir programın bile neticesi 3-5 seneden önce çıkmaz, sonuç alınmaz. Her şeyi ithal ediyorsun. Senelerdir yapılan yanlışın bedelini ödüyoruz ve daha ağır biçimde ödeyeceğiz.”

Kaliteli buğday için dışarı bağımlıyız. Nitelikli iplik yapacak pamuk için de dışarı bağımlıyız. Buğday Rusya’dan, pamuk Yunanistan’dan geliyor. Bununla birlikte biraz da bölgemiz özeline inersek biz sera ürünleri ve narenciye üreticilerini de kolay günler beklemiyor. Girdi maliyetlerinde de dışa bağımlıyız ve dövizin artması bizi de fena vurdu.

Eylül 2017 ile Eylül 2018 arasında Biyolojik mücadele, tarımsal ilaçlar ve gübre gibi tarım girdilerinde %100 ile %170 arasında artış var.

2017-2018 sezon fide hariç 4000 tl.’ye masrafı olan bir seranın 2018-2019 sezonunda fide hariç 7000 tl. masrafı olacak.                                

Bu maliyetlere akaryakıt ve plastik fiyatlarındaki artış eklendiğinde bölgemiz çiftçisinin işi gerçekten çok zor. Bu yıl üreteceğimiz domatesin ortalama kilogram fiyatı 3,50tl.’nin altında olmaması gerekiyor. Ama biz yine de enseyi karartmadan üreteceğiz. Çünkü en iyi bildiğimiz iş bu.

ÜLKE BÜYÜRKEN TARIM KÜÇÜLÜYOR.

Yine tarımla ilgili bir rakam daha vermek istiyorum.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 yılı ikinci çeyreğine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 5.2 büyüdü.

Sektörel bazda baktığımızda sanayi sektörü yüzde 4,3 büyürken, inşaat sektörü yüzde 0,8 ve hizmetler sektörü ise yüzde 8 büyüdü.

Gayrimenkulde büyüme yüzde 0,2 seviyesinde kalırken, finansta yüzde 12,1 olarak gerçekleşti.

Ama Türkiye ekonomisi ikinci çeyrek büyümesinde golü bu sefer tarım sektöründen yedi.

2018’in ikinci çeyreğinde, diğer sektörlerdeki büyümenin aksine tarım sektörü yüzde 1,5 küçüldü. Yani Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrek büyümesine tarım sektörünün pozitif bir katkısı yok.

Bir dönem Türkiye ekonomisinin büyüme performansında lokomotif sektörler arasında yer alan tarım, şuan büyümeyi aşağıya çekiyor. En kısa zamanda o meşhur yapısal reformları tarımda da hayata geçirip milli ve kendine yeten hatta artan modeli gerçekleştirmeliyiz.

PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?

Umarım parça parça alınan önlemler yangını sınırlı alanda tutar. Ama sorun sadece kur seviyesi değil. Asıl dert borçların geri ödenmesi. Bu nasıl olacak? Borçlar yine bankalardan veya dışarıdan alınan yeni borçlarla mı çevrilecek? Zaten maliyetler çok yükseldi. Şirketler bu maliyetlere katlanabilecek mi? Öte yandan kurlar yukarı çıkınca, ithalata bağımlı ekonomide enflasyon da yükselmeye başlayacak. Ona ne tür çareler bulunacak? Bunların yanı sıra yaklaşan mahalli idare seçimlerinde kamu, harcamalarını nasıl kısacak? Mali disiplin kalıcı olabilecek mi?

Papazı versek te vermesek te bunlar bizim sorunlarımız. Dış politikadaki gelişmeler, eğer radikal değişiklikler olmazsa, dış borçları azaltmaz. Sadece yeni borç bulmayı kolaylaştırır.

Dünya bir yandan Sanayi 4.0’a doğru yol alırken Türkiye’de sanayi üretiminin payının düşmesi ve yerini inşaat ve hizmet kesiminin alması sağlıklı bir duruma işaret etmiyor.

Türkiye bugün Sanayi 2.0 ile 3.0’ın arasında, tarım ve hayvancılık politikasını modernleştirmesi ve ileri götürmesi gereken bir aşamada, dijital devrime katılmakta yolun belirli bir bölümünü ilerlemiş, daha çok katma değeri düşük mallar üreten, markalaşmada beklenen atılımı gösterememiş, hizmet sektörü aşırı şişmiş bir ekonomi görümünde bulunuyor.

Geleceğin dünyası üretimde sanayi 4.0’ın tüketimde de dijital ayrıntılı bilginin egemen olacağı bir dünya. Bu dünyada yer alabilmenin koşulu ekonomide, tarımdan hizmet kesimine geçişe yol açan sağlıksız yapıyı değiştirip, sanayiye ağırlık verecek bir yapıyı oluşturmaktan geçiyor. Böyle bir gelecekte bilgisiz tüketicinin yerini bilgili tüketici alacak. Bunun yolu ise ileri kültürler düzeyine geçecek siyasal ve sosyal altyapı değişikliğinin başarılmasına bağlı. 

Evet çok zorlu bir kış dönemi bizi bekliyor. Sorunlarımızı doğru tespit eder, doğru teşhisleri koyarsak, bu zor günleri elbirliğiyle çalışarak aşabiliriz.

Toplantı gündemi sonrasında söz alan ATSO Başkanı ve aynı zamanda TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Davut Çetin ise toplantıya katılmaktan memnun olduklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti;

Sayın başkan, sayın meclis üyeleri, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. TOBB Başkanımızın selamlarını da iletiyorum.

Ekonomide zor bir süreçten geçiyoruz. Bu dönemde Odalar, Borsalar olarak işbirliğimizi artırmamız, daha fazla istişarede bulunmamız ve üyelerimizin, tüccarın, tarım üreticisinin, esnafın, sanayicinin sıkıntısını paylaşmalıyız. Bizim en önemli görevimiz üyelerimizin, sektörlerimizin sorunlarını dile getirmek ve çözüm aramaktır.

Odalar ve Borsalardan TOBB kanalıyla bakanlıklara her yıl yüzlerce, hatta binlerce yazı gitmektedir. Bizim taleplerimiz üzerine birçok yönetmelik değişikliği yapılmaktadır. Türkiye’de yönetmelik değişiklikleri kolaydır, fakat kanun değişikliği kolay olmamaktadır. Yapısal reformlar ise son zamanlarda yavaşlamıştır. Gerek Birliğimiz gerekse bizler yapısal reformlar konusunu çok dile getirdik. Son aylarda da sürekli olarak enflasyon, cari açık ve dövizdeki riskler konusunda uyarılarda bulunduk. Fakat Türkiye 2014’ten itibaren çok sayıda seçim, referandum, 15 Temmuz gibi nedenlerle bu konularda gerekli önlemleri alamadı.

Maalesef Türkiye ekonomisi hak etmediği bir döviz krizi yaşamıştır. Merkez Bankası beklenen enflasyondan ve Türkiye risk priminden daha yüksek bir faiz uygulamak zorundadır.  Bu konudaki inat yüzünden bugün hem döviz hem enflasyon rekorlar kırmaktadır. Dünyada böyle bir enflasyon çok az ülkede vardır. Merkez Bankası yönetimi öz eleştiri yapmalı, Merkez Bankasının bağımsızlığı artık bir tartışma konusu olmaktan çıkmalıdır.

Türkiye güçlü bir devlettir, Türk özel sektörü bugüne kadar birçok başarı hikayesine imza atmıştır. Eğer uzlaşma ortamıyla yapısal reformlara dönülürse, hukuk reformu yapılırsa, liyakata önem verilirse Türkiye ekonomisi tekrar güçlenecektir.

Biz döviz ve faizi tartışırken, dünya 4. Sanayi devrimine girmektedir. Önümüzdeki dönem dijital ticaret, dijital tarım, dijital turizm, hatta dijital kent dönemidir. Her il ve ilçe, her sektör, her işletme endüstri 4 çağına, akıllı ve dijital üretim ve ticaret çağına hazırlanmalıdır. Yakın zamanda nakit paranın kalktığını, cep telefonuyla ödeme yapıldığını, robotların tarlada çalıştığını göreceğiz. Türkiye’nin gündemi, bizim gündemimiz bunlar olmalıdır.

YEREL EKONOMİ – PROJE PAYLAŞIMI

Yerelde de Antalya olarak, Kumluca olarak neler yapabiliriz? Bunları konuşmamız gerekiyor.

Kumluca Ticaret Odası ve Borsa Başkanlarım sürekli olarak yoğun iletişimde bulunduğum, son derece değerli dostlarımdır. Sektör sorunlarına her platformda çözüm üretmek için gece gündüz çalışıyorlar. Bu vesileyle kendilerine teşekkür ediyorum.

Batı Antalya’nın ulaşım imkânlarının yetersiz olduğunu yıllardır konuşuruz. Bölgede üretilen ürünün üzerine müthiş bir nakliye maliyeti biniyor. Aslında Antalya merkez de görece olarak çok iyi durumda değil. Yılda 10 milyonun üzerinde turist alan bir kentin demiryolu ve otoyol ağına bağlı olması gerekirdi. Hali hazırda, Batı Antalya’ya hitap edecek bir havaalanı çalışması var. Bu güzel bir gelişmedir. Hep birlikte bunun takipçisi olmalıyız. Ancak bu noktada sizden bir ricam olacak. Odalar aynı zamanda birer sivil toplum örgütleridir. Hepimizin kamusal faydayı da gözetme yükümlülüğümüz var. Ulaşım imkânlarının artması bu bölgeye talebi artıracaktır. Bu talebi doğru yönetmek ise hepimizin sorumluluğundadır. Kentin sahibi olarak sizlerin çarpık yapılaşmaya, doğa katliamlarına izin vermemeniz gerekiyor. Büyümeyi kontrollü götürmek gerekiyor.

Bakınız; Kaş, butik turizmle büyüdü. Kaş’ta yalnızca otel ve pansiyon sahibi değil, ticaret yapan herkes kazanıyor. Bu modeli tüm Batı Akdeniz’in turizmde örnek olarak benimsemesi gerekiyor.

Ancak bu turizm modelini Kurvaziyer turizmle de desteklememiz lazım. Çünkü bölgenin turizmde müthiş bir potansiyeli bulunuyor. Bilinen adıyla Noel Baba gibi bir değere sahibiz. 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre “Noel baba” markasına 1,6 trilyon dolar değer biçilmişti. Bu markanın Dünya’nın her tarafında karşılığı var. Böyle bir markanın doğru kullanıldığında çocukları bölgeye çekmedeki gücünü düşünebiliyor musunuz? Çocuğu çekersen zengin turisti de çekersin. Biz ise Türkiye olarak Noel Baba’yı ülke tanıtımında kullanmaya ancak 2011’de başladık. Bunun yanı sıra müthiş değerler barındıran antik kentlerimiz, o kentlerde yaşanmış hikayeler Dünya’ya tanıtılmayı bekliyor. Burası Türkiye’nin örnek gösterilen planlı turizm merkezlerinden birisi olabilir. Bu noktada biz de elimizden gelen desteği vermeye hazırız.   

Bu aslında geç kalmış bir toplantı oldu. Bizim iş dünyasının temsilcileri olarak çok daha sık bir araya gelmemiz, sorunları istişare etmemiz, sorunları ortak akılla masaya yatırmamız gerekiyor. Ben sizlerin TOBB’daki sözcünüzüm. Bölgem için üretilecek her fikrin arkasında olduğumu bilmenizi isterim.

Sayın Başkanlar ile sürekli istişare halindeyiz. Telefonumuzu ne zaman kaldırsak onlara ulaşabiliyoruz. Kendilerine tekrar teşekkür ediyorum. Hepinize teşekkür ediyor, iyi çalışmalar diliyorum.

Toplantının ardından heyet KUTSO’nun yeni hizmet binasını inceledi.

 

Bu haber 183 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Siyah sarımsağın faydaları saymakla bitmiyor
Siyah sarımsağın faydaları saymakla bitmiyor
Akdeniz Bölgesi'ndeki işverenler yılın son çeyreği için ılımlı işe alım planları bildiriyor
Akdeniz Bölgesi'ndeki işverenler yılın son çeyreği için...
http://feed.reklamaction.com/feed/get/xml/61cbbed3163c683385f981df03880b0d