TÜRKİYE’DE KAÇ OMURGALI VAR?


Günün Fırsatı

banner544

banner554


Günün Fırsatı


Günün Fırsatı

24 Kasım 2014 Pazartesi

7-24 Haberci’den Dev Anket

TÜRKİYE’DE KAÇ OMURGALI VAR?

15 Temmuz 2013, 14:25
Bu makale 354 kez okundu
TÜRKİYE’DE KAÇ OMURGALI VAR?
Mehmet AKYOL
Omurga deyip geçmeyin. 

Beyin kadar önemlidir ve günlerden bir gün dört ayaklı primatlar arasında bir primatı, iki arka ayağı üzerine dikip yürütmüş; böylece ön ayaklarını başka işlerde kullanmasını sağlamış, insanı insan yapmış bir organdır. 

İnsanoğlu, omurgalı tek hayvan türü değildir. Ayağa kalkabilen tek memeli de değildir. Maymunlar ve ayılar da arka ayakları üzerine dikilir, ön ayaklarını el gibi kullanırlar zaman zaman. Hatta birkaç adım bile atabilirler. 

Ancak ve ne yazık ki, en rahat ve hızlı hareket ettikleri pozisyon dört ayak üstüne düştükleri vaziyettir. 

İnsan, üstün vasıflı omurgası sayesinde iki ayağı üzerinde sürekli durabilen, yürüyebilen ve koşan biricik primattır. 

Bazen, omurganın beyinden daha önemli olduğunu düşünürüm ben. İnsan omurgası olduğu gibi olmasaydı, örneğin ayılar ya da maymunlarınki gibi olsaydı,
ikide bir dört ayak üstüne düşen gövdeyle aynı düzeyde taşınan beyin de gelişmezdi, diye hayal ederim. Başımızı yüksekte taşımanın, düşünce yeteneğini de yücelttiğine inanırım, nedense... 

Omurga deyip geçmeyin. Niceliği, niteliği önemlidir. Tinseli vardır. Adam gibi ayakta durmak, insan olmak için tinsel omurga, belki de türsel belkemiğinden bile daha gereklidir. Omuzlar dik, baş yukarıda, burun havada durur, içinden iki büklümdür, yerlerde sürünür kiminin kişiliği. Çalışmaktan beli bükülmüş, kamburu çıkmış olsa da, tinsel omurgasını eğmez kimileri. 

Ben ikincileri severim. Tinsel omurga, kişiliktir. Tinsel omurga, iradedir. Ve özgürlük demektir. Yaşama göre biçimlenenlerde değil, yaşamı ideallerine göre biçimlendirmeye çalışanlarda vardır, tinsel omurga. 

Adam ozandır. Şiir yazmak için yanar tutuşur. Ama şiirin ve şairliğin bedelini ödeyecek, dayanacak, zorluklara katlanacak iradesi yoktur. Eli kalem tutar ya, genelinde reklamcı olur. Parayı şiire yeğler, sizin anlayacağınız. Eğer zekiyse, duyarlıysa, içindeki yara, yaptığı tercihin gizli açık pişmanlığı ömür boyu bırakmaz yakasını. Mutsuz olur. Hasta olur. Tinsel omurgası kırıktır. İçinden eğiktir başı. Görünmez bir utancın kamburunu taşır. 

Adam sinemacıdır, televizyoncudur. İdealleri vardır. Güzel filmler çekmek, düzeyli programlar yapmaktır amacı. Büyük hayallerle başlar yaşamına, şevkle sıvar kolları. Bir süre mücadele de edebilir. Sonra yorulur. Husumetten yorulur, suratına kapanan kapılardan, en çok da parasızlıktan yılar. Sonunda 'iş yapacak' avam filmleri, üstüne yapış elinde kalsın programları çeker. Üstelik, kendisi bile akıl edemez de, yabancı televizyonlardan, yabancı sinemalardan aparttığı iskeletlere oturtur meslekteki 'başarısını'. Eğer vicdansızsa, bir de olumlamaya kalkışır omurgasızlığını: 
"Halk beni tutuyor abi, demek ki haklıyım, DEĞER BENİM!" der. 

Ama nedense, kendisini tutan halkın arasına hiç karışmaz. Adi filmlerinin, zekâ özürlü programlarının seyredildiği evlerde oturamaz. Halkın yediği yerlerde yiyemez, eğlenemez, gezemez. Kendi benzerlerine bile dayanamaz. Kendisinden daha ünlü varsılların arasına karışır, ama adam yerine konuyor mu acaba diye rahatsızdır, puro dumanlarını savurta savurta osursa da. Döner dolaşır, asıl onayı omurgalıların, baş eğmeyenlerin çevresinde arar. İdeallerinden taviz vermediği için yapımcı bulamayan, parasızlıktan kıvrananlara bakarak alay eder, yerlerde sürünen omurgasını rahatlatmaya çalışır. 

Ama başaramaz. Ömür boyu mutsuz olmaya mahkûmdur. Çünkü, bedelini para olarak aldığı alkışları, önemsediği insanlar tutmamaktadır. 
Tam tersine, küçümsediği insanların büyüğüdür o. Ucuz davaların galibi. Değersiz payların payidarı. Düşük ölçülerin ölçütü. Yaşamda en büyük keyif, omurgayı bükmeden, başı eğmeden kazanılan başarıdır, sevgili okurlar. Avamın istediğini, ortamın gerektirdiğini değil; istediğini, savunduğunu, yarattığını ve yazdığını, avama ve ortama kabul ettirmektir. Ve omurga dayanıklıysa, mutlaka kazanılır zafer. 
Yalnızca kendisinden hoşnut olanların, yaptığıyla gurur duyanların hakkıdır mutluluk. 

Nüfus tamam da, acaba Türkiye'de omurgalı sayısı kaç?
ZİNA-İ MİLLETE DÖNMEK!

Yarı Türk, yarı Arap... 
Yarı Doğulu, yarı Batılı... 
Yarı uygar, yarı barbar... 
Yarı zengin, yarı fakir... 
Yarı ilerici, yarı gerici... 
Yarı akıllı, yarı deli... 
Yarı çakıcı, yarı çivici... 
Yarı eğri, yarı doğru... 
Yarı bilgin, yarı cahil... 
Yarı ulema, yarı ukala... 
Yarı dinci, yarı laik... 
Yarı meclis, yarı mescit... 
Yarı faşist, yarı sosyalist... 
Yarı diktatör, yarı demokrat... 
Yarı kaba, yarı dayı... 
Yarı yeni, yarı çeri... 
Yarı zemzem, yarı 'cola'... 
Yarı Ak, yarı kara... 
Yarı siyasi, yarı tüccar... 
Yarı lacili, yarı çarşaflı... 
Yarı kravatlı, yarı türbanlı... 
Yarı idealist, yarı fırsatçı... 
Yarı samimi, yarı yalancı olunca... 
Oluyor size, kaldırımlar yarım yamalak. 
Yollar yarım yamalak. İzler yarım yamalak. 
Hesap, kitap, akıl, fikir, zikir düdüklüde bamya. 
Ekonomi, siyaset, demokrasi, hak, hukuk, 
adalet ara sıcak. 
Reformlar yarım yamalak, kanunlar yarım yamalak... 
Ama takiye tam gaz. 
Avrupa yolunda Hicaz'a varacağız yakında. 
Sine-i milletten çıkarak zina-i millete dönmek... 
Bu yarımşardan buçuklara yaraşır, ancak. 
(*) 'Zina-i millete dönmek', Evrim Altuğ'dan alıntıdır.

HAFTANIN SÖZÜ

Politika kokoreçe benzer. Biraz bok kokmalıdır, ama çok değil.' 

Edouard HERRİOT (1872-1957)

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
2014 Yılı Antalya'nın En İyi ve Çalışkan Belediye Başkanı sizce kim?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV