BU ÜLKEYE KIYMAYIN
Reklam
M.Fatih TEKİN

M.Fatih TEKİN

BU ÜLKEYE KIYMAYIN

23 Kasım 2016 - 19:29

1990'lı yılların başlarından itibaren,SSCB’nin dağılması ile yeniden dizayn edilendünya konektöründeülkemiz, serbest piyasa koşullarında kendi halinde büyümeye çalışan, yüzü sürekli batıyadönük, kalbi ise doğuda atan heyecanı yüksek bir devlet idi.Heyecanının yüksek olmasının başlıca sebebi, dünya üzerinde en genç nüfusa sahip ülkelerin başında geliyor oluşuydu. Bir ara “bu kötü dünyaya çocuk getirmek istemiyorum” gibi akım ortaya çıksa da yöneticilerimizin önce üç, sonra dört ve beş çocuk projeleri ile denge yeniden genç nüfus lehine kurulmuş oldu.

Bildiğiniz üzere, 1994 yılında ülke derin bir kriz yaşadı.Kamu borçlarının merkez bankası ile finanse edilmesi sonucunda Türkiye, ilk defa "hiper" enflasyonu bu dönemde gördü.Hatırlayacaksınız, piyasalar adeta şok geçirmiş, büyüğünden küçüğüne bütün ekonomik birimlerin işleri bıçak gibi kesilmişti.

1995 yılındaki Refah-Yol hükümeti tüm bu olumsuzluklara rağmen ekonomiyi adeta düzlüğe çıkarıyor, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ilk kez denk bütçe ile tanışıyordu.Yüksek faizli iç ve dış borcun önü kesilince, faiz için ayrılan kaynaklar memurun,esnafın, emeklinin cebine girmeye başladı.Halen bile insanımızın o zaman yapılan zamlar için merhum Erbakan hocaya hayır dua ettiğine şahit olursunuz.

Tabi bu hükümetten büyük sermaye sahipleri hiç memnun olmadılar. Olmadık işler, akıl almaz algı operasyonları ile hükümeti yıkmış, yerine ANASOL-M hükümetini kurmuşlardı. 1999 yılında yaşanan Gölcük depremini onaracak kaynak bulamayan günün hükümeti, halka deprem vergisi getirmiş, o vergilerle bir nebze olsun depremin yaraları sarılmıştı. 

Sene 2001.Bir duyduk ki ülkededevalüasyon olmuş, dolar 690 TL  den 900 TL civarına çıkmış.Sebep dönemin cumhurbaşkanın başbakanın kafasına anayasa kitapçığını fırlatması. Tabi yersen? Asıl mesele Refah-Yol hükümetinde sermaye sahiplerinin kaybettiği kazancın onlarca kat fazlasını kısa bir zaman içerisinde iade edilmek istenmesiydi. Bu olay aynı zamanda koalisyonlar döneminin de ülkede son bulmasının önünü açan tarihi bir olaydır.

Neyse ki Kemal Derviş kurtarıcı(!) olarak ülkeye gelmiş, IMF reçeteleri ile bir program ortaya koymuştur. Bu program sadece dönemin hükümetinin değil, ondan sonra gelecek üç dönemlik tek başına Ak Parti hükümetinin de programı olacaktır. Bu program kamu borcunun yanında bireysel borçların artırılması için kredi faizlerinin düşürülmesi, insanları ev ve araç almak suretiyle uzun vadede borçlandırılmasını kapsıyordu. Nitekim hükümetler bu uygulamayı harfiyen yerine getirdi ve artık ülkemiz hem kamusal anlamda hem de bireyleri ile birlikte borç batağına batmış bir hale gelmiştir.

Rakamlarla ifade edecek olursak, 2002 yılında vatandaşın bankaya borcu 6.6 milyar iken 2015 sonunda bu borç 384 milyar liraya yükseldi. Borçlu sayısı 25 milyonu buldu.Kredi kartı borcu  o yıldan bugüne 4,3 milyardan 79 milyara çıktı. Şuanda ülkemizde toplam 58 milyon civarında kredi kartı mevcut, 2 milyon 670 bin kişi hakkında icra takibi söz konusu.

Borçlu olmak demek ezik olmak demektir. Biz ülkesi ile milleti ile gırtlağa kadar borcu bir devletiz. Ekonomimizin iyiye gittiğine falan hala inanan varsa onlara iki dakika çarşı esnafını bir dolaşmanı tavsiye ediyoruz. Dolar tarihi zirveleri gördü. Dış borcumuz katlanarak büyüyor. Lütfen artık milletimiz bu işin nereye gittiğini görsün. Hamasi söylemlerin etkisinden kurtulup, şöyle bir etrafımıza bakarsak neyin ne olduğunu anlayacak durumdayız. Yapmayın, etmeyin, bu ülkeye daha fazla kıymayın…

 

Bu yazı 650 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar